Konuklarımız
 
  Tüm Konuklar:  
ETİ Oyuncaklar ve Çocukluk Düşleri...

Sunay Akın

İstanbul Çocuk Müzesi'nin kurucusu, şair ve yazar Sunay Akın, ETİ ürünlerinin, aynı oyuncaklar gibi hayatımıza unutulmaz tatlar kattığını söylüyor. ETİ'nin sosyal sorumluluk projelerinde de aktif olarak yer alan Akın'la; oyuncak dünyası, ETİ'nin çocuklara yönelik etkinlikleri ve elbette çocukluk düşleri üzerine söyleştik.

İstanbul Oyuncak Müzesi, sizin bir çocukluk hayaliniz olmakla birlikte, aynı zamanda çok önemli bir sosyal hizmet niteliğinde. Sizin aktif olarak katıldığınız ETİ Çocuk Vapuru etkinliğinde de benzer bir öz var. Etkinlikleri, bir de sizden dinleyebilir miyiz?

ETİ, son dönemde halkla ilişkiler çalışmalarını çok güçlendirdi. Özellikle, sosyal etkinliklerden yoksun kalan çocuklar için düzenlenen ETİ Çocuk Vapuru'yla; Boğaz'da bir vapur, bir sanat atölyesine, bir oyun bahçesine dönüştürüldü. Harika işler başarıldı ve çocuklara sanat sevgisi aşılandı. Bu, İstanbul Boğazı kültürü tarihindeki en önemli etkinliklerdendir. Gerçekten çok güzel bir buluş… ETİ Çocuk Vapuru'nun akabinde, oradaki çocukların yaptığı resimler, oyuncaklar Oyuncak Müzesi'nde sergilendi. Çok güzel bir sergi oldu; korsandan denizkızına kadar Boğaz'ı çağrıştıran o kadar güzel metinler, resimler yaptılar ki… İzleyiciler de çok etkilendiler.

Bu etkinlikte çocuklar, sahip oldukları değeri ve başarıyı keşfettiler. Duyarlı olurlarsa, sanatla bilimle uğraşırlarsa hayatta çok iyi bir yere geleceklerini, başarılı olabileceklerini hissettiler. Hayatı anlama çabalarında asla yalnız olmadıklarını ve diğer yaşıtlarından geri kalmayacaklarını gördüler. Diğer yandan; onlara sevginin yaşamdaki önemini anlatırken beni can kulağıyla dinlediler, gerçekten çok mutluydular. Etkinlikten haftalar sonra da, aynı çocuklar, okullarıyla müzeyi gezmeye geldiler. Her anın fotoğrafını çekmişler, halen mutlulukla anlatıyorlardı yaşadıklarını. İşte çocuk böyledir; hayatında hiç unutamayacağı üç dört saatten ne dünyalar yaratır…

ETİ Çocuk Vapuru'na dönersek?..

Bu etkinlikte çocuklar çok soru sordular; araştırma ve keşfetme duygusu öne çıktı. Ne yazık ki, bizim eğitim sistemimizde bunlar köreltiliyor. Test sistemleriyle, soruyu verip doğru yanıtı bulmasını istiyoruz çocuklardan; oysa ki, aslolan sorulardır. Bilimin yolunu sorular aydınlatır.

Müzeyi gezen çocuklar için buradaki oyuncaklar neyi ifade ediyor, neler hissediyorlar?

En yakın arkadaşları olan oyuncakların da bir tarihi olduğunu görünce çok etkileniyorlar; bir tarih bilinci, bir uygarlık serüvenini görüyorlar. Ve hatta oyuncağın bilimin önünde olduğunu keşfediyorlar. Çünkü ilk uzay oyuncağı, 1927 yılında, Amerika'da üretildi; sonra insan aya gitti. 1920'li yıllarda, çocukları topaç çeviren bir toplum mu aya gidecekti; yoksa çocukların oyunlarına, düşlerine oyuncaklarla aya gitme hedefini koyan toplum mu; elbette ki ikincisi. Yani oyuncak, düşlerin tarihi, bir nevi insanlığın tarihi…

Günümüzde bilgisayar oyunları, aslında çocuğun yaratıcı dünyasını yaralıyor, hapsediyor. Oysa ki; oyuncakla oynayan bir çocuk, o oyunlarda yönetmendir, senaristtir. Kendi hayalleri vardır; yaratıcılığın o engin derinliklerinde akıp gider. Ama bilgisayar oyunları oynayan çocuk, o oyunları hazırlayanın figüranı olmaktan öteye gidemez. Kendi hayal dünyası sıfırdır; sadece refleks, el becerisi ve algısı gelişir -ki aslında bunları geliştirmenin yolları da oyuncak dünyasında fazlasıyla vardır. Ayrıca oyuncakla oynayan çocuk sosyaldir; yani arkadaşlarıyla paylaşır. Halbuki, bilgisayar oyunu oynayan, sanal ve yalnız bir dünyanın girdabında kaybolup gider. Lakin, dediklerim teknoloji karşıtlığı gibi algılanmamalı; bilgisayar dünyasında çocuklara uygun oyunlar da var. Ama bunların yanında, bir arkadaşıyla da oynaması en doğru olandır.
 
Peki, bu noktada sorun nerede başlıyor?

Aslında çocukların hiçbir kabahati yok, çocuklar pırıl pırıldır. Şöyle bir örnek vereyim: Ruh Doktoru Atalay Yörükoğlu, bir derste öğrencilerine demiş ki; “Bu yaşıma kadar Türkiye'nin her yerinden pek çok aile, bana çocuklarını getirip 'Hocam bu çocuk garip, bir muayene et' dediler. Bense o çocuklarla sadece oynadım; anne ve babalarını tedaviye gönderdim!” Sorun çocuklarda değil, bizde. Çünkü bizim toplumumuzda aileler, oyuncağı, sadece çocuğu oyalayan bir araç olarak görüyorlar. Oysa ki, gelişmiş ülkelerde oyuncak, çocukların hayallerini geliştirmesi için alınır. Çizgi romanlar için de aynı şey geçerlidir. Her ne kadar kötü çizgi roman örnekleri olsa da, serüvencilik duygusu açısından çok önemlidir.

Oyuncaklar gibi hayatımıza yıllardır unutulmaz tatlar katan ETİ'nin sosyal sorumluluk kampanyalarını nasıl buluyorsunuz?

Her şey bir yana; ETİ'nin ürünleri yeter. Yani bütün bu kampanyalar olmasa bile, ETİ yapacağını yaparak, hayatımıza bir lezzet getiriyor. ETİ ürünlerini çocukluğumdan beri çok seviyorum; hele o ETİ Burçak yok mu ah o Burçak! Ürünlerinin yanı sıra adını da çok beğeniyorum. Kurum olarak her zaman takdir etmişimdir. Ancak bu sosyal sorumluluk projesiyle, ayrı bir takdiri hak ediyor.
 
Öte yandan, çocuklarla ETİ arasında muhteşem bir bağ var. Yeri gelmişken hemen belirtmek isterim; ETİ'nin sadece çocuklara yönelik aylık bir dergi çıkarması harika olur. Artık bunun zamanı geldi ve ETİ'nin bunu yapabilecek bütün gücü ve duyarlılığı olduğunu düşünüyorum. Çocuklara umut olur, hayat olur, gelecek olur böyle bir dergi. Ve ETİ, çocuklara yeni bir arkadaş kazandırmış olur...

 
BİZDEN HABERLER
  Reklamlar
  Sosyal Sorumluluk Projeleri / Etkinlikler
  Duyurular
  Konuklarımız
  Basında ETİ
  Basın Bültenleri
Arama:
English
Anasayfa | Bilgi Toplumu Hizmetleri | Gizlilik Politikamız | Üyelik | Site Haritası